İLAÇ KULLANIMINDA BESLENMENİN ÖNEMİ !
‘’ İlaç kullanıyorsanız doğru beslenmelisiniz, doğru besleniyorsanız ilaç kullanmaya gereksinim olmaz.’’ Bu ifada benim çok kullandığım bir ifade ama bu anlamlı söylem bana mı ait, yoksa bir başkasından alıntı mı bilmiyorum. ‘’Bütün hastalıklar bağırsakta başlar, bağırsaklar hastaysa vücudun kalan kısmı da hastadır.’’ Hipokrat’a ait ve bundan 2.400 yıl kadar önce söylenilmiş bir söz. Her iki ifade de çok anlamlı ve altı doldurulması gereken ifadeler. Günümüzde, endüstrinin gelişimine paralel olarak her yıl 20.000 hastalık ortaya çıkıyor. Tıbbın zaman zaman acze düştüğünü görüyoruz.
1970’li yılların başında koruyucu hekimliği ön plana çıkaran çok güzel gelişmelerin olmasına karşılık, bugün koruyucu uygulamaların olmadığı bir tarafa yaşam biçimimizi de, hastalıkların tedavisini de hastalıkların kronikleşmesi yönünde kullanıyoruz.
İnsan metabolizmasının verimli çalışabilmesi için öncelikle vücudumuzda bulunması gereken enzim çeşidi 3.200 kadar, sizlerde bu sayı 600 kadar, olması gereken probiyotik çeşidi 1.000 kadar iken sizlerde bu sayı 65-70 çeşit kadar. Bu sayılar karşılanmadığı sürece insanlar hastalıklara açık hale gelirler, bu sayılar karşılanmadığı sürece vücut direnci zayıflar, bağışıklık sistemi çöker. Endüstriyel ilaçlarla hastalıkların tedavisi zorlaşır. Eğer hekimlikte, hastalıkların tedavisinde başarı sağlanacaksa öncelikle insanların vücudunda enzim ve probiyotik çeşitliliğinin arttırılması gerekmektedir.
Probiyotikler faydalı bakteriler olup;
1. Dış koşullara hemen uyum sağlar bizlerin uyum sağlamamız için bize gen aktarırlar.
2. Besinlerin %70’den daha fazlasını probiyotikler sindirirler.
3. Eğer tükettiğimiz besinlerin probiyotiği mevcut değilse başka bir bakteri tarafından parçalanırsa metabolizmamıza zararlı bir ürün haline gelebilir. (Greyfurt, nar gibi besinlerin kemoterapi alan hastalarda olumsuz sonuçlar doğurduğu gibi.)
4. İnsan bedeninde patojen ya da tümör varsa, bunların atıklarından o hücrelerin bulunduğu noktaları tespit edip beyine bildirirler ve o hücrelerin yok edilmesi için vücudumuza gen aktarırlar. ( Eğer o hücreleri tanımlayacak probiyotikler bağırsağınızda varsa)
5. Seratonin hormonunun %95’i bağırsaklarımızda salgılanır. Antidepresan kullanımının nedeni seratonin hormonunun salgılanmayışından (probiyotik eksikliği) kaynaklıdır.
6. Probiyotikler besinleri parçalayıp onların yapısındaki enzimleri açığa çıkarırlar.
7. Probiyotikler besinleri parçalayıp onların yapısındaki vitaminleri açığa çıkarırlar.
8. Probiyotikler besinleri parçalayıp onların yapısından açığa çıkan enzimler zararlıysa, onları parçalayıp vücuda zarar vermesini engellerler.
9. Sindirilmiş besinlerin bağırsaktan kana geçtiği noktaların etrafını çevreleyerek kana geçecek besinleri kontrol ederler. ( Probiyotikleriniz varsa)
10. B ve K vitaminleri kalın bağırsakta probiyotikler tarafından üretilir.
11. Probiyotikler vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enzimleri üretirler. (Varsa)
12. Probiyotikler bağışıklık sistemimizi güçlendirirler, T hücrelerine destek sağlarlar.
Probiyotikler uygun koşullarda bölünerek her 15 dakikada bir iki katına çıkarlar. Bu nedenle herhangi bir probiyotik kaynağında probiyotik çeşitliliği daha önemlidir.
Enzimlerin ana gövdesi proteinlerdir. Proteinler 60 derece santigrat derecede bozulurlar. 60 derce santigrat sıcaklığı geçmiş olan bir besin maddesinde protein, enzim ya da vitamin desteği sağlayamazsınız. Başlıca protein kaynaklarımız; ev yapımı yoğurt, kefir, koruyucu kimyasal içermeyen peynir ve kavrulmamış çerezlerdir.
Probiyotikler çiğ tükettiğiniz bitkilerin yüzeylerinde bulunur. Bir keçi bile yağmur yağdıktan hemen sonra çalılara saldırmaz, bitkilerin yapraklarından toprağa inmiş probiyotiklerin yaprağa konması için ortalama 2 saat kadar bekler. Bizler ise sebze ve meyveleri yıkadıktan hemen sonra tüketmeye yöneliriz. Herhangi bir sebze ya da meyveyi yıkadıktan sonra en az 2 saat beklettikten sonra tüketmek gerekir.
Ayrıca her bitkinin parçalayıcı probiyotiği o bitkinin yetiştiği iklimde bulunur ve bitkinin yetişme sürecinde aktiftir. Bu nedenle her bitki mevsiminde tüketilmelidir. Karasal iklimde portakal, avokado, ananas, kivi gibi bitkilerin probiyotikleri bulunmayacağı için bu türden meyvelerin kabuklarını soyduğunuzda vücudunuzda doğru bir probiyotikle parçalanmaz. Bu nedenle ikliminizden olmayan meyvelerin içeriye doğru bozulmalarına izin verdikten sonra kabuğunu soyup tüketebilirsiniz.
Endüstrileşmeyle ortaya çıkmış bir başka gerçek de sebzelerin ve meyvelerin üzerindeki ilaç kalıntılarının sağlığımız açısından oluşturduğu risktir. Hücrelerimizdeki bilgi birikimine uymayan tek bir yabancı iyon, ya da molekül hücrelerimizi mutasyona uğratıp kendi hücremizin vücudumuza yabancılaşmasına, dolayısıyla kansere neden olabilir. Bu nedenle; vücudumuza giren herhangi bir ürünün kanser riski oluşturup oluşturmayacağını değerlendirmek için belirteceğim durumları değerlendirin. Hücremize girmiş bir yabancı uyartı ( Hücrelerimizdeki bilgi birikimine uymayan uyartı) için üç durum söz konusudur.
1. Yabancı uyartı hücrelerimiz tarafından asimile edilip metabolizmamıza katılabilirse hücremiz o uyartıyı öğrenilmiş bir davranış olarak DNA’sına kaydeder.
2. Yabancı uyartı hücreyi öldürür. Ölen hücreler vücuttan dışarıya atılır. Sorun yaşanmaz.
3. Hücremiz yabancı uyartıyı yok edemez, yabancı uyartı hücremizi öldüremez ise hücremiz bu yabancı uyartı ile birlikte yaşamaya başladığında hücre diğer hücrelerden bir adım önde farklı bir kültüre ulaşır. Hücre mutasyona uğrar ve kendi vücudumuza yabancılaşır.
Bu tür hücreler eğer diğer vücut hücreleri tarafından hapsedilir ve yayılması önlenirse kist adını verdiğimiz yapılar oluşur. İyi huylu tümör, ya da kötü huylu tümör yoktur. Vücut direnci yüksek olanlarda tümörler oluşamaz, ya da oluşmuşsa önce küçültülür, sonra yok edilir. Vücut direnci zayıf olanlarda tümörler hem oluşur hem de büyür. Radyasyon, elektromanyetik alan etkisinden kaynaklı biyolojik ritim bozukluklarını bir kenara bırakırsak en çok yüz yüze olduğumuz durum sebze ve meyveler üzerindeki zirai ilaç kalıntılarıdır. İNSEKTİSİT VE PESTİSİTLERİN etkilerini en az indirmek için; sebzeleri ve meyveleri tarifini vereceğim çözelti içerisinde 2 saat kadar bekletmenizi öneririm.
2 litre suya 2 çorba kaşığı karbonat, 2 çorba kaşığı turşu tuzu, bir bardak sirke koyup sebze ya da meyvenizi elde ettiğiniz çözelti içerisinde 2 saat kadar bekletirseniz sebze ya da meyveleriniz üzerindeki kimyasal ilaç kalıntılarından %90 kadar kurtulmuş olursunuz.
Sebze ya da meyvenizi sirkeli suda beklettikten sonra mutlaka durulayıp bekletmelisiniz. Çünkü sirke bakterisi aerob (oksijenli solunum yapan) bir bakteri olduğu için bir birim besinden 38 ATP enerji üretirken bağırsaklarımızın vazgeçilmezi olan probiyotikler bir birim besinden yalnızca 2 ATP enerji üretirler. Bu nedenle sirke bakterileri probiyotiklere göre 19 kat daha baskındır ve probiyotiklerin yaşamalarına izin vermezler. Yani sirkeli suyla yıkadığınız besinlerinizi duruladıktan sonra en az 2 saat dinlendirmeniz gerekmektedir.
Ülkemiz bitki florası 16.000 -18.000 kadar olup bu bitkilerin en az 12.000 tanesi yenilebilir özellikte olmasına karşılık sizlerin tükettiğiniz bitki çeşidi 65 ile 120 arasında değişmektedir. İnsanlar doğal ortamdan uzaklaştıkça vücutlarına kazandırdıkları enzim sayısı da azalmaktadır. Bu gerçekler ışığında kentsel alanlarda toplanmış insanların bu eksikliğini nasıl gideririz fikri bizi SİMBİYOTİK üretmeye yönlendirdi.
Simbiyotik her bir bitkinin probiyotiğinin ayrı ayrı yakalanıp mayaya dönüştürülerek, bitkinin yenilebilir kısımlarının bağırsak koşullarında enzim, vitamin ve minerallerine ayrıştırılıp karıştırılmasıyla elde edilmiş inovasyonu ve patenti bize ait olan bir üründür. Şu an piyasaya sunduğumuz ürün içeriğinde 736 çeşit bitkinin probiyotiği, 736 çeşit bitkinin yapısında bulunan enzimler, vitaminler ve mineraller vardır. 2017 27 Ekim tarihinde probiyotik çeşidi ile Guinness Rekorlar kitabına girdiğimizde çalışmış olduğumuz bitki çeşidi 1.065 idi. Guinness Rekorlar kitabına Probiyotik Turşu olarak girdik. Probiyotik turşunun özelliği her kavanoza bir tek çeşit bitki konulur ve her bitki kendi mayasıyla mayalanır.
SİMBİYOTİK ürünümüzün turşu ile hiçbir ilgisi yoktur. SİMBİYOTİK üretimi de içeriği de turşudan tamamen farklı bir ürün olup amacı insan vücudunun gereksinimi olan 3.200 enzim ve 1.000 çeşit probiyotiği karşılamaktır.
Son olarak tıbbın alternatifi yoktur. İlaçların alternatifi vardır. Endüstrinin ürettiği ilaçları kimyacılar, biyologlar, genetikçiler, ameliyatlarda kullanılan ekipmanları da mühendisler üretirler. Hekimlerimiz ise genel olarak uygulayıcıdır.
SİMBİYOTİK metabolizmayı verimli hale getiren, bağırsak florasını zenginleştiren, bağışıklık sistemini güçlendiren, vücut direncini arttıran, hastalıkların tedavisinde endüstriyel ilaçların eksiğini giderebilecek bir besin desteğidir. Bu anlamda SİMBİYOTİK koruyucu bir besin desteği olup 1 yaşın üzerinde her insanın tüketmesi gereken bir üründür.
Mustafa Koca
Kimya Mühendisi (ODTÜ)
VELİLER! SİMBİYOTİK ÖĞRENCİNİZİN BA...
İnsan zekâsı, insan beynindeki sinir hücrelerinin eşleşebilme yeteneğiyle doğrudan ilişkili...
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
-Vücudumuzda gerçekleşen sindirim işlevlerinin %70'den daha fazlası faydalı bakteriler tarafı...
GRİPTEN KORUNMAK İÇİN SİMBİYOTİK...
Doğada bir besin maddesi varsa ve bozuluyorsa o besin maddesini bozacak bakteri de vardır. &n...
İLAÇ KULLANIMINDA BESLENMENİN ÖNEMİ...
‘’ İlaç kullanıyorsanız doğru beslenmelisiniz, doğru besleniyorsanız ilaç kullanmaya ger...
KİLO SORUNU MU YAŞIYORSUNUZ ?
İnsanların ruh ve beden sağlıkları doğrudan metabolizmalarına bağlıdır. İnsan vücudunda ...